15 Temmuz 2007 Pazar

Kırmızı Bantlı Kız

Arkadaşları Selena ve Peter’in tatile gitmesiyle bu koca şehirde ilk defa yalnız kalmıştı. Gündüz sokaklarda dolaşmış, parkta oturmuş, gölde süzülen kuğuları seyretmişti ama akşamın yalnızlığı fena halde dokunmuştu. 70 yaşındaki Mary çoktan viskisini bitirmiş, sızmıştı. Canı TV seyretmek, kitap okumak ya da ders çalışmak istemiyor, içinden dışarılara çıkmak geliyordu. Akşam tek başına bir yerlere gitmek daha önce yaptığı bir şey değildi.

İşte böyle bir ruh hali içinde evlerinin bir sokak yukarısındaki Tufnell Park Pub’a tek başına gitmeye karar verdi. Daha önce Selena’larla oraya gitmişti ve tek başına gitmesi problem olmaz diye düşünüyordu. Diğer Publardan farklı, akşamları canlı Caz yapılan bir yerdi burası. Daha sonraları Cazcı Wally Fawkes’ı burada dinleyecekti, ama o an bunu bilmiyordu.

Giyindi, tam dışarı çıkacaktı ki, İstanbul’dan gelirken arkadaşının verdiği kırmızı, kenarları pullu yemeniyi katlayıp, kıvır kıvır uzamış saçlarına bant yaptı. İlk defa bir puba tek başına gitmenin tedirginliği ile adımları geri geri gidiyordu. Pub’ın önünde ki uzun, kararsız bir bekleyişten sonra açtığı kapıda onu sigara dumanı, müzik ve tıka basa dolu bir kalabalık karşıladı. Ayakta bile duracak yer yok gibiydi.

Başı öne eğik, birileriyle göz göze gelmekten korkarak bara doğru yürüdü. Bir Shandy istedi, sigarasını yaktı ve barın yanında ayakta müziği dinleyenlerin içinde kaybolmaya karar verdi. Bu pekte zor olmadı. Yalnızlığı fark edilmesin, birilerini beklediği düşünülsün diye ara sıra bakışlarını kapıya yöneltiyordu.

Cazcıların performansı muhteşemdi. Her parçanın sonunda alkışlar, ıslıklar tüm Pub'ı dolduruyor, çalgıcılar kocaman bardaklarından içkilerini yudumlayıp yeni bir şarkıya giriyorlardı. Müzik hoşuna gitmiş, ara sıra ritmine uyarak başını bile sallamaya başlamıştı. Sahne ile kapı arasında gelip giden bakışları az ilerde ki bir sütuna yaslanmış, kendisine bakan şapkalı kişiyi fark etmede gecikmedi. Bunu fark edince gözlerini ondan da kaçırmaya başladı.

Tam sahneye, müziğin ritmine dalmıştı ki, şapkalıyı karşısında buluverdi. Tuvalete gideceğini, elindeki resim defterini tutmasını istiyordu kendinden. ‘Tabi, neden olmasın’lı telaşlı kelimelerle defteri aldı. O dönene kadar da çok iyi muhafaza etti, sayfalarını bile çevirip bakmadı içine. Şapkalı döndüğünde kendisine nereli olduğunu sordu. Bu şehre geldiğinden beri milyonarca kere duyduğu bir şeydi bu. Her zamanki gibi direk nereli olduğunu söylemektense ‘Sen tahmin et’ demeyi tercih etti.

Tahminler İspanya, İtalya, Fransa gibi Avrupa coğrafyasının ülkeleriyle başladı. Her hayır'ın ardından söylenen ülke ile bir adım daha Türkiye’ye yaklaşılmış ama şapkalı Yunanistan dedikten sonra pes etmişti. Türk olduğunu söyleyince şapkalı Türkiye hakkında bildiği her şeyi sıralamaya başlamıştı. Bildiği çok fazla şey olduğu söylenemezdi ama ilginç geliyordu anlattıkları. Kendisinin bile bilmediği Nasrettin Hoca fıkralarını bu İngiliz’den duymak onu fazlasıyla mutlu etmişti. Deftere eşeğin üzerine ters binen Hoca’nın resmi çizildiğinde kahkahalarla gülmüştü. Daha sonra o akşam çizdiği resimleri gösterdi yabancı. Biraz önce seyrettiği müzisyenler, onların saksafonları, trampet, piyano, gitar hepsi bu küçük defterin sayfaları içinde sonsuzlaşmaya başlamışlardı bile.

Müzik bitip, Pub'ı terk etme anı geldiğinde şapkalıyı uzun süredir tanır gibi bir his vardı içinde. Yalnızlığını tamamen unutmuş, çok hoş vakit geçirmişti. Gelmekle iyi ettiğini düşünüyordu eve yürürlerken. Kendini evinin merdivenlerine kadar getiren bu şapkalıya iyi geceler derken bu karşılaşmasının hayatını ne kadar değiştireceği, bu ülkede yıllarca yaşamasına neden olacağı hakkında ise hiçbir fikri yoktu.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

bazı karşılaşmalar tanışmalar vardır, sıradan. bir kaç dk sonrasında isimler bile unutulmuştur. ve bazı tanışmalar vardır o an iki taraf için hoşluk yaratan. içten bakışlar, samimi konuşmalar olur, çıkarsız ve hesapsız.
çok zaman sonra film karesi gibi o an gelir aklımıza güzel gülümsemeler yaratır.
işte sizin yazınızda böyle olmuş.
elinize sağlık.
devamı da gelsin ama.

abidin dedi ki...

Guzel karsilasmalara, uzun sureli dostluklara diyorum Sem:))

yağmur dedi ki...

Karşılaşmak için ne güzel bir mekan. Resim, müzik, fıkra hepsi birbirini tamamlamış. Kırmızı bantlı fotoğrafın nerde Sem?:))))

cengiz dedi ki...

İnsan hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği olaylarla veya kişilerle karşılaşabilir, zaten insan olmanın ve yaşamanında en güzel tarafıda bu bence,