17 Eylül 2007 Pazartesi

Joanna

İngiltere'de yaşadığım yıllarda en çok ilgimi çeken şeylerden biri üç kişinin bir araya gelmesiyle bir parti oluşmasıydı. Bunun için çok özel bir neden gerekmezdi. Doğum günleri, yıldönümleri, tatiller, yeni bir iş parti nedeni olabileceği gibi, havanın iyi ya da kötü olması, aybaşı ya da sonu olması bile yeterli olabilirdi. Partiler enerjilerini bol miktarda tüketilen içkilerden alırdı. İçilen her yudum insanları daha bir konuşkan yapar, gittikçe yükselen ses ve kahkahalardan oluşan uğultular dalga dalga yayılırdı. Partiler evde, sokakta, bahçede, park, pub ya da her hangi bir yerde olabilirdi. İçki bitmeden parti bitmez, bitince de gidilecek başka partiler bulunurdu.

Genellikle eğlenceli olan bu partiler bir sürü insanı bir arada görmenizi, yenileriyle tanışmanızı sağlardı. Herkes için oturacak yer olmasına rağmen insanlar genelde ayakta söyleşirlerdi. Ellerindeki içki bardağı, yiyecek tabağı, omuzlarındaki çanta ve ağızlarındaki sigarayı dengelemek zorunda kalsalar bile oturmazlardı.

Londra'daki ilk günlerimin ikinci partisine çağrıldığım da çok heyecanlanmıştım. Parti akşamı imparatorluğun en parlak dönemi olan Victoria döneminde yapıldığı için o adla adlandırılan evlerden birinin yolunu tutmuştum. Üç katlı bu ev tuğlalı ön cephesi, kapı ve pencere üstlerindeki beyaz oymalı dekorlarıyla sokaktaki evlerin aynısı gibi görünüyordu. İçeri girildiğinde sağda geniş bir salon, yanında da yemek odası vardı. Odalardaki değişik boyuttaki şömineler bu evlere ayrı bir güzellik katardı.

Parti bir Halloween partisiydi. Tavanlardan sarkan plastik yarasalar ve loş ışıklandırmayla efek yapılmıştı. İnsanlar değişik kostümler ve bu kostümleri yansıtan kişiliklerle gelmişti. Arap şeyhi, prenses, doktor, hemşire, hayalet, iskelet, hizmetçi, kitaplar ve filmlerden bildiğimiz Robin Hood gibi karakterler vardı. Bir partiden çok film setini andırıyordu. Elindeki kırmızı şarap bardağı ile dolanan Drakula'yla bile sohbet etme fırsatı bulmuştum. Pamuk Prenses’e 'Yedi Cüceleri niye getirmedin?’ diye soramamıştım. Daha sonra bu insanları tekrar görecek ama bazılarını kostümsüz oldukları için tanıyamayacaktım.

Tüm bu eğlence ve heyecana rağmen partinin benim için en büyük özelliği Joanna ile tanışmam olmuştu. Ayakta geçen saatlerden sonra bir yerlere oturmak istemiş, yemek salonu ve merdivenlerde yoğunlaşan kalabalığın içinden sıyrılıp oturma odasına geçmiştim. Joanna'yı koltuğun kenarında elinde sigara ile gördüğümde gülümseyerek selam verdim. Oda bana selam verince tanışma faslımız başladı.

İkimiz de aynı marka sigara içiyorduk. İlginçtir, kostümsüzdük ama kıyafetlerimiz birbirimizinkine benziyordu. O uzun boylu ve hafif topluydu. Sarı kıvırcık saçları, mavi gözleri, yumuşak yüz hatlarına rağmen otoriter bir ifadesi vardı. Benle ilgilenmesi, ülkem hakkında bir şeyler bilmesi hoşuma gitmişti. Daha önce ülkemin nerede olduğunu bile bilmeyen insanlarla karşılaşmıştım. Anlayabileceğim şekilde yavaş konuşuyor, kendi hakkında da bir sürü şey anlatıyordu. Yedi kız kardeşten biri ve ikizi olduğunu, babasının yazar olduğunu, yıllar önce onları terk ettiğini ve daha birçok şey öğrendim. Ayrılırken telefon numaralarımızı da alarak, güzel bir dostluğun temellerini atmıştık.

Sonra çok görüşmelerimiz oldu ve hep o partide neden bir fotoğrafımızın çekilmediğine hayıflanıp durduk. Davet eden arkadaş bana ve Joanna'ya kostüm partisi olduğunu söylemeyi unutmuş ya da biz anlamamıştık. Böyle bir fotoğraf olsaydı, herkesin birbirinden ilginç kostümlerle geldiği o partide seksenli yılların giysileri içinde kıvırcık saçlarıyla gülümseyen iki kişi görecektik.


11 yorum:

cemre dedi ki...

Yasasin partiler:)heryerde parti güzel olur ama bu yabancıların partisi farklı olur saatlerce ayakta dikilp konuşurlar:)
Bizde parti yapalım sem kardeş:)
Kostümlümü olsun kostümsüz mü:?
hahaa

Banu dedi ki...

:) Sem cim cok hos :) Fotograf olmasa bile sayende gozumde canlandirdim, ayrica Madonna nin resmi de cok uyusmus yardimci oldu ;) benim eglence gunlerim seninle daha bir eglenceliydi, arada gel de tekrar kutlamalar yapalim ;) bi bahane buluruz ;)) hahahah Joanna da eminim seve seve katilir bize ;)

Ori dedi ki...

Kesinlikle çok hoş olurdu Sem. İkiniz birlikte yada kostümlülerle çekilmiş bir iki foto ne güzel olurdu. Hiç hayıflanma ama yazınla o fotoyu görmüş gibi olduk.
Teşekkürler...

gülçin dedi ki...

semcim üzülme, artık teknoloji sınır tanımıyor. bulalım bi kostümlü grup resmi yanınıza sizi oturtalım hoppp oldu da bitti maşallah :)) ben de özenirim filmlerde filan gördükçe bu partilere. acaba türkler olarak organizasyon özürlü olduğumuzdan mıdır?

neslihan dedi ki...

Sem kesinlikle çok hoş bir tanışma hikayesi olmuş,ordaki hayatındanda ufacık bir pencere açmış:))Umarım bu pencereyi başka yazılarında aralarsın.Efet efett bende parti istiyorum, hemde kostümlü ve resimlisindennnn:))

Banu dedi ki...

yav arkadaslar gelin iste buraya ben size bi parti ayarlarim, filmi de cekeriz, resmi de yapariz, fotografta olur :))

fuzuli dedi ki...

Joanna'yı sevdim, çok empatik geldi bana. Bir parti düzenlenmesi durumunda o kadar oyuncunun Londra'ya gitmesi fuzuli bir şey:))
En iyisi İstanbul'da bir parti yapılması;)

yagmur dedi ki...

Sem bu partiden 2.parti diye bahsetmişsin.Birinciyi ne zaman anlatacaksın?:)))

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

Sevgili Fuzulicim Istanbul da Halloween partisi gibi parti yaparsan komsunu kapi deliginden zor alirsin :)) Istanbul da parti olur ama burdaki rahatlik olmaz ;) tabii eger yerin musaitse sende de yapariz...yeterki gonullu ol :))

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

fenalik gecirten komsu ornekleri dizisini de Zibirixia nin sitesinde detayli okuyabilirsin Fuzuli arkadas....

Ori dedi ki...

Sem, sayfanın yeni hali muhteşem olmuş, söylemeden geçemedim:)