18 Kasım 2007 Pazar

Kemik Peşinde

Koşarak gitti kasabın önüne. Pembe dili dışarıda. Tesadüfen bulduğu bu dükkâna her gün uğrardı. Amaçsız yürüdüğü kaldırımda, burnuna gelen kokuyu takip ederek gelmişti ilk kez. Vitrinde asılı etleri görünce, akıvermişti ağzının suyu. Düşünmeden dalmıştı içeriye. İçerdeki, beyaz önlüklü, koca göbekli adam “Hoşt.“ diye bağırınca, neye uğradığını şaşırmıştı. Dışarıya kovalamıştı onu. Buna bir anlam verememişti.

Oraların sahibiymiş gibi, kapının önüne uzanmış kediye dikti gözlerini. Kaygısız bir hali vardı. Oysa kendisini görünce dikleşen kulakları, onu ele veriyordu. Varlığı bu besili kediyi rahatsız etmişti. Ama ilişmedi ona. Beyaz önlüklü, severdi bu miskin kediyi. “Hoşt.“ demezdi ona. Buna da anlam veremezdi köpek.

İnsanları da severdi, beyaz önlüklü. Onların içeriye girmesine izin verir, bir kağıda sardığı etleri, beyaz bir poşetin içine özenle yerleştirip verirdi onlara. Kendisine neden vermezdi, anlamazdı köpek. Kağıda sarılmasa da olurdu. Bir kemiğe bile razıydı. Bir defasında küçük bir kemik parçası önüne düşmüş, onunla yorulana kadar oyalanmıştı. Nasıl da sevinmişti o gün.

Belki beyaz önlüklü bugün bir kemik verir diye düşündü. Bir güzel yalamıştı tüylerini. Yakışıklı olmuştu. Hem sokakta yürürken birisi onu durdurmuş, başını okşamıştı. İnsanların sıkça yaptığı şeydi bu. Buna da anlam veremezdi köpek. Kemik verseler daha iyi olmaz mıydı? Bugün işi yaver gidecekti. Bunu hissediyordu. Biraz sonra beyaz önlüklü onu çağıracaktı. Çağırdığında naz etmek olmazdı. Hemen kuyruğunu sallayarak girecekti içeriye. Ne istediği sorulduğunda bir bir anlatacaktı.

Bunları düşünürken kapıdan ayırmıyordu gözlerini. Çırpı bacaklı, kısa pantolonlu bir oğlan girmişti içeriye. Bakalım beyaz önlüklü onu nasıl karşılayacaktı. Bu çocuğun yaptıklarını iyice incelerse, işin sırrını çözebilirdi. Ondan sonra gelsin etler, kemikler. Hatta kardeşlerine, annesine bile götürecekti. Bunu gören annesi “Bak benim akıllı oğluma, neler getirmiş.” diyecekti. Gurur duyacaktı ondan.

Çırpı bacaklının, elindeki poşetle dışarı çıktığını gördü. Elinde salladığı poşetten nefis kokular geliyordu. İyi bir çocuğa benziyordu. Orada beklemekten de sıkılmıştı. Takip etmeye karar verdi. Çırpı bacaklı bunun farkına varmış olmalıydı. Ara sıra dönüp arkasına bakıyor, gülümsüyordu. Poşete yaklaşıp “Miyk miyk” dedi. Çırpı bacaklıya etten istediğini söylemişti. İyi de etmişti. Çocuksa poşeti ondan uzaklaştırmış, iki eliyle göğsüne bastırmıştı.

Hızlanmak zorunda kaldı. Çırpı bacaklı, koşmaya başlamıştı. Birkaç kez daha arkasına dönüp bakmış, gülümsemişti köpeğe. Umutlandı köpek. Belki de çocuk herkesten uzak bir köşede doyuracaktı onu. Onun içindi bunca yol. Herkesin içinde olmazdı. Yoksa herkes kendi payını isteyebilirdi. “Ne kadar düşünceli bir çocuk.” diye geçirdi içinden. Sevdi bu çocuğu. Verdiklerini iştahla yiyecek, mutlu olduğu zamanlarda yaptığı gibi kuyruğunu sallayacaktı.

Eski bir evin önüne geldiler. Çocuk durdu. O da. Nefes nefese, dili dışarıda. Çocuk bir şeyler söyledi ona. Beklediği an gelmiş miydi? Sabırsızlandı. Çocuğun çevresinde bir tur attı, zıpladı. Patileriyle çırpı bacaklarına yaslanıp bekledi. Gözleri, bir türlü açılmayan poşette. İşte beklediğim an geldi diye düşünüyordu ki, çocuk kapıyı çaldı. Açılan kapıdan içeri süzüldü çocuk. Bir anlam veremedi buna köpek. Kapıyı patileriyle açmaya çalıştı. “Pat pat” diye vurdu. Açılmadı kapı. Köpeğin içini, tarifi imkansız bir hayal kırıklığı kapladı.

Ne yapacağını bilemeden bir süre daha kaldı orda. Aklına birden bakkalın karşısındaki, büyük, gri metal kutu geldi. İnsanların, gün boyu attıkları poşetlerle dolu olurdu. Kedilerden fırsat bulursa, kendiside eşelerdi onu. Ağzına layık parçalar bulduğu zamanları hatırladı. Kutuya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Çırpı bacaklıyı unutmuştu çoktan.

32 yorum:

gülçin dedi ki...

bence çok güzel olmuş sem'cim. bir kenarda kalmayıp burada gün içine çıkardığın için teşekkürler.

sevgiler

(timbuktu diyorum paul auster'dan, başka bişey demiyorum)

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

...kopekleri konustururdum ben de , boyle kasap onunde gordugum zamanlarda...cok hos bir anlatim olmus! ve acikli :)

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

cok sirinmik ama bu yav, ne guzel resim bulmussun oyle Sem ;) ne var sanki bi parca birsey verseler!

hep dedi ki...

Sevgili Sem,
ben O'nu istiyorum,söz, ete-kemiğe boğacağım O'nu.Ya çok şeker bir şey hakikaten.Anlatımınsa -yoruma gerek bile yok- gerçekten çok güzel.Rahatlıkla öykü ya da roman yazabilecek akışkanlıkta bir ifade biçimin var.Kutlarım.
Sevgiler.

Ori dedi ki...

Kaçkez okudum da, ne diyeceğimi bilemedim! Tamam söyleyeyim; 10 üzerinden 9 diyorum. Kıskanmasam 10 derdim:) Şimdilik idare et bakalım;)

Ori dedi ki...

Vallah çok güzel olmuş, Sem. Hani kasabın önüne gidesim geldi. Yok ben şu köpeği eve alayım.

cengiz dedi ki...

Gerçekten çok güzel bir hikaye olmuş,
köpekleri çok severim ama yazınızdan sonra kasaptan et alıp eve giderken yarısını onlarla paylaşacağım. valla köpeklere verdiğim etin faturasını size gönderirim artık ne yapalım, hikaye yazıp bizi bu konuda duyarlı olmaya siz teşvik ettiniz.
Bir de kasaplar artık daha fazla et satacak.

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Anlatimindan, tarzindan cok hoslandim.
eline saglik..

Banu dedi ki...

salkim uzum yapmisin ;) renkleri cok hos ;)

Adsız dedi ki...

merhabalar öykü perisi :) hikayenin ana temasını cemcemimden dinlediğim için bambaşka bir gözle baktım aslında. gözümün önünde canlandı o hüzün. o kadar güzel tasvir etmiş o kadar hissedere kaleme almışsın ki orininde dediği gibi kıskanmamak elde değil. çok duygulandım.edebiyatı neden sevdiğimi hatırladım. şuan ki ruh halimle ancak bu kadar ifade edebildim üzgünüm ama normalde de olsa sözün bittiği yer . . . özlemle bekliyorum devamını . . yiyecek buldu-mu bizim karabaş acep :) didi

Cemre dedi ki...

Semcim,
Bu öykünün başka boyutunuda bildiğim için en çok etkilenen ben oldum,sana hayran kaldım gerçekten ben yazmasaya kalksam sadece bir kaç satır yazabilirdim:)Bunları yazmak için gerçekten insanın hayal dünyasının çok geniş olması gerekir.Ben sende o ışığın fazlasıyla olduğunu düşünüyorum.Köpekciğe çok üzüldüm ama ne kadar büyük bir hayal kırıklığı.Artık yolda gördüğüm köpekciklere daha başka bir gözle bakacağım...
Müzikle ilgili yazılarınıda bekleriz semcim:)

seçil dedi ki...

her yazın ayrı bi havaya sokuyo insanı. bayıldım walla. hem duygusal, hem komik, çok sevimli bi öykü. yazılarının sıklaşmasına da ayrı sevindirik oldum. fotoğraftaki köpek çok şeker bende istiyorum...

gz dedi ki...

Sevgili Sem;
çok güzel bir öykü yazmışşın.ellerine sağlık .Benim şahsen olmak istediğim kategori
kedilerin içinde bulunduğu sevimli,sevilen bir gruptur(genelde çoğunluğun tercihi).Ama kader bizi mazlum köpek grubuna
koyunca yapacak birşey yok.

NURIZ dedi ki...

Yazını okuyunca birden aklıma geldi. Ben de buna benzer bir şey yaşadım ve aslında köpekler için en önemli şeyin bir parça kemik olmadığını işte o zaman anladım.

Bizim sokakta hatta mahallede kedi egemenliği vardır. Her apartmanın beslediği en az bir kedisi bulunur kapı önlerinde. Bu kedi egemenliğinin içinde arada bir gelen mahalleyi çabukça dolaşıp giden bir köpek görürdüm bazen. Kendi köpeğimi gezdirirken rastlamam inşallah derdim içimden. Her seferinde de yanımda ona verecek birşey olmamasının üzüntüsünü yaşardım. Çabucak ortadan kaybolurdu ve ona birşeyler vermeye hiç fırsatım olmazdı. Bir pazar sabahı kahvaltılık almak için girdiğim dükkandan elim kolum dolu çıkarken rastladım ona. Bu sefer verecek birşeylerim olduğu için adeta çocuk gibi sevindim. Hemen salam paketini açıp bir ailenin birkaç kahvaltıda yiyeceği kadar salamı önüne koydum, hemen yiyeceğini sanarak, seviçle. Ama kokladı ve yemedi.Arkama doğru baktıp hızla uzaklaştığında tabiki hemen bir kedi salamlara doğru yürümeye başlamıştı bile. Ben bu işe hiç anlam verememiştim. Arkasından öylece bakakaldım. Sonra birden farkettim ki yaşlı bir adamı takip ediyordu. Yaşlı adamın onu sahiplendiğini ve küçük kuçumun onu gözden kaçırmamak için salamları feda ettiğini anladığımda bir köpek için bile sevginin ilk öncelik olduğunu görmek beni çok duygulandırmıştı. O yaşlı amcayı ve asla tasma takmak gereği duymadığı köpeğini gördüğümde sevginin gücü işte bu demekten kendimi alamam.

Fuzuli dedi ki...

Siyah labradorun bakışları ve senin yazın! Evet, evet ikisi de aynı. Başka bir şey söylemek fuzuli olur.

Karabas dedi ki...

kemikler diyarindan bir kemik gelebilir mi lutfen

Adsız dedi ki...

Sevgili Sem,

Koyu bir hayvan sever olarak, bu köpeği anlatışın bende başka duygular uyandırdı. Her zaman hayvanların da bu dünyada bizler kadar yaşam hakları olduğunu savunurum. Bu yazın, bana bir kaç ay önce internette okuduğum gerçek bir olayı hatırlattı ve buraya yazmayı çok arzu ettim.
Anlatan 56 yaşında bir bey....Akşam işinden evine giderken, alaca karanlıkta kaldırımda güzel bir genç kızın hüngür hüngür ağladığını görünce yanına yaklaşır ve "Evladım, yardıma ihtiyacın var mı?" diye sorar. Kız da ağlayarak "Ölmüş bir fareyi hayata döndüremezsiniz ki" der. Adam önce anlayamaz ama, sonra yerde ezilmiş irice bir fare görür. Kız devam ederek, "Zavallı galiba şu su birikintisinden su içiyormuş, ben de karanlıkta fark edemeyip üstüne basmışım. Hem de bütün ağırlığımla....Ayağımın altında yumuşak bir şeyi ezdiğimi hissedince geri dönüp ne olduğunu anlamaya çalışınca da onu bu halde gördüm.... O da bir can...ve ben onun, istemeyerek te olsa ölümüne sebep oldum...Ben şimdi ne yapacağım..." Diye ağlayarak yoluna devam eder.....
Adam, bu olayı, zevk için ormanlarda hayvan öldüren, hayvanlara eziyet eden, tekmeleyen vs. insan görünümündeki mahluklara ithaf etmiş. Belki kafalarında birazcık insanlık oluşur ümdiyle....
Sevgiler,
Degree.

Adsız dedi ki...

sevgili Sem,

Degree, çok güzel bir konuya temas etmiş. O da bir can taşıyor. Ancak fareler, kedi-köpek gibi sevilmezler tabii. Ama onu kazara ezen kızın duygusunu ben çok iyianlayabiliyorum.
Yine de şanslı bir fare imiş....Güzel bir kızın ayağının altında ezilerek can vermiş. Bu, bir otomobil tekerleği ya da bir sokak kedisinin dişleri de olabilirdi.

Adsız dedi ki...

Selam,
Bunu yazmayacaktım ama, kendimi tutamadım.
Öncelikle, Sem, çok güzel anlatmışsın o cici köpeği, ben zaten yazın evin otoparkına devamlı su kapları koyuyorum, köpekler sıcaktan çok etkilenirler, bol bol içsinler diye.
Sonra da, yazıyorum işte : İki yorum önce, Degree'nin sözünü ettiği, o fareyi karanlıkta fark edemeyen ve üstüne basıp ezen kız benim..(((...
İki gün boyunca onun o ezilmiş ve yassı olmuş hali gözümün önüne geldi hep....Bir canlının ölümüne neden olmak, her şekilde çok kötü ve çok üzücü. Dileğim bir daha bir canlının ölümüne neden olmamak.
Bu arada yazı şeklin çok sürükleyici, tebrik ve sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

İnsanlar, bence insani duygularına göre sınıflandırılmalı.
Bu yukarıda yorum yazan kız, bir fareyi göremeyip kazara üstüne basmış ve ayağının altında ezmiş diye 2 gün yas tutmuş, bazı insana benzeyen mahluklar ise, ormanda kuşları, ve diğer hayvanları vuruyor. Hem de spor olsun diye, zevk için. Nasıl bir zevkse ..((::
Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez. İnsanlara da onları sevmeyen birinden hayır gelmez. Önce bizden zayıf olan canlılara sevgi göstermeli ve yardım etmeliyiz ki, insanlara da bunu yapabilelim. Selamlar.

Adsız dedi ki...

Sevgili Sem,

Yine böyle güzel yazılarını bekliyoruz. Bizi fazla bekletme lütfen. Sevgiler.

vladimir dedi ki...

Çok renkli bir anlatımın var. Harika bir öykü.

gülcan y.... dedi ki...

kimi zaman biz de bir sevgi açlığıyla koşarız böyle insanların arkasından. hayallerini kurarız bize sunacakları sevgilerin. günlerce beklediğimiz olur. derdimizi anlatmaya çalışırız onlara, bir parça sevgi, benim sana sunduğum gibi, sadece bir parça...
anladıklarını sanırız ve bekleriz sabırla...
kimisi bir parça kemik, kimisi bir parça sevgi ama hepsinin sonu yine aldanış, yine kimseye anlatamamak derdini ve yine koyu bir yalnızlık.
Çöp tenekesinde acep bulunur mu bir parça sevgi...

Adsız dedi ki...

Sevgili Gülcan,

Sevgi verilmez, alınır canım. Almak için de önce almayı bilmek gerekir. Bu da verecek olana göredir tabii.

Ama sana tavsiyem, karamsarlık yapmadan, beklemeden sevginin peşinden gidip yakalamak.
Çöp tenekesinde aramak olmadı yani. Sevgiler.

fuzuli dedi ki...

önce kemik gerekir. yok sevgi gerekir! bence Fuzuli bir durum var gibi.
Gülcan bir parça sevgi sunmuş zaten istersen sen al isimsiz -ama sende sevgile demişşsin-

Düzgün bacaklı çocuk dedi ki...

herkesin bilmesini isterim ki, bir kere ben ona kapının önünden ayrılma şimdi geleceğim dedim. Geldiğimde yerinde yoktu. O kadar da aradım ama bulamadım. Hem
bacaklarımın çırpı olduğunu da nerden çıkartıyorsun?

gülcan y.... dedi ki...

sevgili isimsiz,

ben zaten sevgi vermekten değil almaktan bahsetmiştim. bir kez daha okursan sevginin peşinden koşmaktan bahsettiğimi, hatta sabırla koşmaktan, çöp tenekesinde olsa bile aramaktan bahsettiğimi anlarsın.

ulku dedi ki...

Sevgili Gülcan'cığım,

Aynı fikirde olduğumuza sevindim, anlatım farklı bile olsa....Sevgiler tekrar.

Adsız dedi ki...

Hey düzgün bacaklı,

Ben tam o sırada oradan geçiyordum, onu görünce o kadar çok sevdim ki, aldım eve götürdüm.
Artık benimle ve erkek arkadaşımla birlikte yaşayacak ve kemik, et, su vs. problemi olmayacak. Ama hamile imiş:))) Sana en güzelinden bir yavru ayıracağım, sevgiler.

D. B. Çocuk dedi ki...

Teşekkür ederim:)
Ama böyle kapkara olsun.

Güzel bacaklı kız dedi ki...

Sevgili İsimsiz,

Bir tane yavru da ben istiyorum. Benimki beyaz-siyah olsun imkan olursa. Erkek olsun. Doğumdan sonra not bırakın lütfen :)))
Sevgiler.

Adsız dedi ki...

Bu köpekler 10 - 12 yavru yapıyor genelde. Yani daha en az 8 tane var. İsteyenler sıraya girip kayıt yaptırsın lütfen. Sonra bana niye ayırmadın diye gücenmek yok ona göre.....Bütün hayvan severlere kucak dolusu sevgilerimle.