9 Kasım 2007 Cuma

Mim Rüzgarları

Sessiz sedasız ara verdiğim yazılarıma, Gülçin kardeşin beni mimlemesiyle dönüş yapmak zorunda hissettim. Bloglarda esen mim rüzgarına kapılanca bana da yönlendirmiş. İki tane özlü söz yazmam gerekiyor. Neyse ki seçimim zor olmuyor. Birincisi, büyük bir ailenin ev işlerini nerdeyse tek başına üstlenmiş olan annemden, diğeri de özlü sözleriyle meşhur olan 18. yüzyılın büyük yazarı Goethe’den.

Dede, babaanne, amca ve kuzenlerin oluşturduğu evimizin tüm işlerini, pek şikayet etmeden tek başına üstlenen annem, yazları bağ ve bahçe işleri çıkınca zorlanmaya başlardı. Bu durumlar da en büyük çocuğu olan benden yardım isterdi. Genellikle evi temizlemek şeklinde olan bu istemlerine hep ‘Kızım, yaptığın bana ise öğrendiğin sana’ sözleri eşlik ederdi. O zamanlar farkına varmadığım bu incelik, sonraları beni hep duygulandırmıştır.

Bu sözlerde ki derinlik öğrenim, iş hayatı ve günlük yaşamımı etkilemiştir. Bir şeyleri öğrenmem ya da öğretmem gerektiğinde bunu salt okuyarak, dinleyerek ya da seyrederek değil bizzat yaparak öğrenmeyi ya da öğretmeyi denerim hep. En iyi eğitimcilerin de katılımcılara deneme şansı verenler olduğuna inanırım.

Goethe'nin 'İnsan kendini yalnızca insanda tanır' özlü sözünü, K Dergisinin kapağında görür görmez benimsemiştim. Hayatımın değişik dönemlerinde, bir sürü ırktan, kültürden, dinden, görüşten, yaştan bir araya geldiğim insanları düşünüyorum. Bunca etikete rağmen insan tatlısıyla tuzlusuyla, gerçekleriyle insan. Başkalarının gerçeklerinde kendini gören bir insan. Kendinde olanı, olmayanı, bildiklerini, bilmediklerini, hayallerini, düşlerini, korkularını gösteren bir ayna gibi. Bu yansımalar karşısında sevinir, üzülür, neşelenir, imrenir, öfkelenir, kısaca bir sürü duyguyu yaşarız. Hangi duyguyu yaşarsak yaşayalım, her defasında kendimizi tanıma adına olan uzun yolculuğumuzda yeni bir kapı aralanıverir.

‘Aynaya bakar bakar, hayalimi ararım’ demek istediğim sanılmasın. Bunca yansımayı dengeleyen başka bir gücün farkındayım. Bu da herkesten farklı olmak ihtiyacımız. İyi ki böyle ve hepimiz farklıyız. Farklı bir anne, baba, arkadaş, yazar, çizer, yönetmen ya da blogcuyuz. İşte size farklı mim yazıları: Gülçin'inkine buradan, Latin rüzgarları estiren Hep'inkine buradan ulaşabilirsiniz.

Goethe çok farklı şeyler söylemek istemişte olabilir. Ölüm döşeğindeyken 'Işık, ışık biraz daha ışık' dediği söylenir ve bundan çeşitli anlamlar çıkarılır. Diğer bir görüş ise, odasına daha çok ışık gelmesi için bakıcısından ikinci bir panjur açmasını istediği doğrultusunda.

En sevdiğim özlü sözü sona sakladım. Bu bir Meksika Atasözü ama ufak düzenlemelerle bu topraklarda da rahatlıkla uygulanabilir:

Hayat ekşi bir limon uzattığında, ah kötü kader demeyelim, üstüne tekila ve tuz isteyelim.

12 yorum:

hepomutsuzçocuk dedi ki...

Sevgili Gülçin'in seni mimlemesi iyi olmuş,hem yeniden yazmaya başladın,hem benim yazıya link vererek büyük yeteneğimi :P gün ışığına çıkarıyorsun:)teşekkür ederim.Bundan iyisi Şamda kayısı.
Yalnız artık mimlenmesen de yaz olur mu?Sevgiler.

gülçin dedi ki...

bak yazdın ne güzel oldu, canıma değsin :)) bence de bırakma bizi burada boynu bükük sonradan ha.

meksika atasözünü Türkçeye uyarladım ben hem. "hayat size beyaz peynir uzatırsa, yanına rakı ve buz isteyin" hehe. gerçi ekşi limonun verdiği hissi beyaz peynir vermiyor ama napalım, olacak o kadar :)

sevgiler.

Adsız dedi ki...

Dİdİ der ki ;merhabalar güzel insan :) çok üzgünüm bu iş kadınlığı denen olay çok monoton ve soluk almadan geçen bir hayatmış. beni de içine çekti. güzel yazılarına ihtiyacım varmış ne kadar zevk aldığımı bir kez daha fark ettim. hemen iş arkadaşlarımla paylaştım. beğenildi :) hepimiz farklıyız. farkı farketmek :) hep raporlarda çıkıyor karşıma. çok komik gelirdi hatta biraz da anlamsız ama şimdi hiçde öyle gelmiyor. çok beğendim. içime daha rahat sinerek okumak ve yanıtlamak için diğer yazılarını okumamak için kendimi güçlükle tutuyorum. seni seviyor ve özlüyorum. sevgiler . . .

Ori dedi ki...

Oooo, Mim Rüzgarı ha? Bu rüzgar ne güzelmiş. Dışarıda rüzgar, blogta rüzgar.. iyi ki esmiş valla! Esintisi Sem'in Bahçesinden yeni güzellikler getirmiş:)
Sem, Annen ve Goethe'nin yan yana düşmesi öyle güzel olmuş ki, seni kutlarım. Özlü sözde annenin sözünü daha çok beğendim ama:)Tam bir uygulamalı eğitimci.
Ellerine sağlık.
Son sözün mangalı olupta et getir diyen ev sahibini çağrıştırıyor:)) Neyse, bende limon ve tuz var;)

Cemre dedi ki...

Bayıldım bu son yazına sem kardeş:)
Anneannem sen gittikten sonrada bana dedi hep o özlü sözü,gerçekten haklı olduğunu sonradan fark ettim öğrendiklerim yanıma kaldı.Her annenin kızına söylemesi gereken bir söz bence.Anneannem dünyanın en iyi anneannesi onu çok seviyorum:)

Bu arada tekila süperde bizim reflü durumumuz buna el vermiyor sem kardeş ne olacak bizim bu halimiz?
Yazık bize:(

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

cok hos..sagolasin Sem...bence sen cok cesitli ve ozgur dusunceli birisin...seni seviyorum arkadasim..actigin kapilari da unutmamak lazim ;)

Semra dedi ki...

Yazmaya devam adasim; hem zevk alip hem beni dusunduren yazilarina daha cok zaman ayirma sozunu verdim kendime.

CS dedi ki...

Sevgili Sem

Yazılarını okurken akıskan ve net ifaden beni sanki bir masal dinler gibi kendimden gecip hatıralarıma surukledi.

Seni sevgiyle kucaklıyorum. Cumhuriyet gazetesinde eskiden gordugum bir karikaturle sozlerime son veriyorum.

Kadın: Bıktım artık; cocuklarla ilgilenen ben, alısverisi yapan ben, yemegi temizligi yapan ben...

Erkek: Seni dovmeyen ben, seni aldatmayan ben.

Simdilik hoscakal.

seçil dedi ki...

yine süpper olmuş! dinlendirici, keyif verici, insanı bambaşka yerlere götüren bir yazı olmuş gibi geldi.ilk okuduğumda (şimdi alakasız gelse de) aklıma '21 Gram' filmini getirdi. lütfen daha sık yazın ;)

nuriz dedi ki...

Senin yazılar yazdığını ilk duyduğumda açıkcası böyle güzel yazılar olabileceğini tahmin etmemiştim.Bu aslında uzun yıllar yurtdışında yaşıyan kişilerin Türkçeyi kullanım konusunda çektikleri zorluklar sebebiyle oluşan bir düşünceydi.
Ama yazı yazmak sadece dilini iyi kullanmakla ilgili değil aslında; bu bir duygu yansıması ve seni okurken hiç yurtdışında kalmamış ya da küçük bir kasabada yaşamamış olmama rağmen kendimi seninle birlikte oradaymış gibi hissedebiliyorum.

Bence yazmayı sakın bırakma.

hep dedi ki...

Sevgili Sem,
ben bi ara girdim buraya,bi kültablası fotoğrafı vardı,beyaz üzerine kırmızı kalpcikleri filan olan bi kültablası..Sonraaa,içinde izmaritler vardı..Yanında da ingilizce bişeyler yazıyodu.Benim ingilizce zayıf ama "son imparator" filminin orjinal adından hafızamda kaldığı kadarı ile sanki orda son sigaram yazıyo gibi gelmiş,çok da sevinmiştim.Ne yani hepsi rüya mıydı ?

Ben o kül tablasını yine burada görmek istiyorum.Ve hatta gün gün sigarayı bırakışını blogda tefrika edip,kitleleri arkandan koşturmanı bekliyorum.Çok şey mi istiyorum?Bunca yıldır tek bir şey istedim mi senden ha? Kırma beni:)

Eski yazılarını karıştırırken gördüm,daha önce başarmışsın.Yine başarırsın.Ver şu kararı,kopar şu uzunluğu kilometreleri bulan sigara zincirini.

Sevgiler.

cengiz dedi ki...

gerçekten yazılarınızda ilerlediğinizi daha fazla akıcılık kazandığını görüyorum.
Bu arada meksika atasözüne bayıldım ama bizler ekşi limonu bulsak gözümüze sıkar daha çok acı çekeriz. Bir de üstüne güzel bir acıklı türk filmi seyrederiz