12 Aralık 2007 Çarşamba

Kadıköy'de Bir Akşam Vakti

Bütün yaz kendini özleten yağmur iki gündür nerdeyse aralıksız yağıyor, şehrin sokaklarını ıslatıyor, gölcükler oluşturuyor, ufacık sellere dönüşüyordu. Sanki özlenmek hoşuna gitmiş de, kavuşmanın tadını iyice çıkarmak istercesine çoşkuyla akıyordu gökyüzünden. Bir önceki gün çiselemeye başladığında, o da masasından fırlamış, ilk damlalara daha yakından şahit olabilmek için camın kenarında toplanan ofis kalabalığına katılmış, içeriye giren yağmur kokusunu derin derin içine çekerek, şehrin yağmurla buluşmasını ve anında tıkanan trafiği izlemişti.

Akşam olmuş, evin yolunu tutmuştu şimdi. Ofisten çıkarken eline verilen maaşın ağırlığı çantasında, yağmurun verdiği huzur yüzünde, Kadıköy’deki Beşiktaş iskelesinde vapurdan indi. Kalabalık, meydanın her iki yanındaki duraklara dağılırken, yağmur durdu. Her akşam yolcuları birbirinden renkli çiçeklerle karşılayan çingenelerden, iki demet kokina alıp yolun karşısına geçti. Kendisine ara sıra böyle sürprizler yapmak hoşuna giderdi.

İnsanların adres tarif ederken ‘Postanenin sokağı’ dedikleri ama artık yerini bir moloz yığını ve onu çevreleyen reklam panolarının aldığı sokağa girdi. Köşede yeni açılan kahve zincirlerinden birinde oturan insanların gamdan uzak halleri, keyfini iyice artırdı. Yıllardan beri karşılıklı cilveleşen iki pastaneyi geçerken, başka bir konuyu, maaşıyla neler alacağını düşünüyordu.

Böyle mutlu sayılabilecek bir ruh hali içindeyken, gördüğü bir çift yüz, tüm neşesini süpürüp götürüverdi. Renkli ve ışıklı vitrinlerin arasında, boş bir dükkanın paslanmış kepengi önünde çömelmiş oturan baba ve oğluydu gördüğü. Babanın yüzündeki tarifi imkânsız ifade, çocuğun yüzünde kopyalanmış gibiydi. Herkesin koşturarak bir yerlere gittiği bu soğuk Aralık akşamında orada beklemeleri mi, giysilerinin inceliği mi, yoksa yoldan geçenlere bakan bu yüzlerde ki, umutla umutsuzluğun buluştuğu, bekleyiş dolu ifade mi neden olmuştu buna? Anlayamadı kadın. Onu bir anda üzüntüye boğan bu ifade, sanki tüm görüş alanını kapatmış, etrafına bile doğru dürüst bakınamadan yürüyüp geçmişti önlerinden.

Mantıklı olan geri dönüp onlara tekrar bakmak olurdu ama dikkat çekeceğinden korkuyordu. Orada olmalarının, aklına gelen ihtimaller dışında bir açıklaması varsa, bakışlarıyla onları rahatsız etmekten çekiniyordu. En iyisi çaktırmadan durumu iyice anlamak diye düşündü. Yolda ilerliyor, dönüp arkasına bakıyor ama kalabalıktan bir şey göremiyordu.

Yardıma ihtiyaçları varsa, sokakta kalmışlarsa, onlara yardım etmek istiyordu. Cüzdanında bozuk para olmadığı geldi aklına. Neyse maaşı çantasındaydı. Hem vakit kazanmak hem de parayı bozdurmak için mağazalardan birine girdi. Dışarı çıktığında aşağıya doğru yürüyecek, göz ucuyla bakarak, dikkat çekmeden geçecekti yanlarından.

Çıktığında, çocuğun elindeki iki boş çay bardağıyla, oturdukları yerin karşısındaki giyim mağazasından içeriye girdiğini gördü. Kafası iyice karıştı. İçinden çıkamayacağını anlayınca, konuyu bir sonraki akşam çözmeye karar verip, balık pazarının yolunu tuttu.

Ertesi akşam ve sonraki akşamlar, kepengin önünde kimsecikler yoktu.

16 yorum:

Ori dedi ki...

Yeni yıl hikayesi tadındaki yazın, kokinalarıyla, yağmuruyla, sokağı ve cafeleriyle capcanlı. Koca heykeli almış sokağa taşımışsın. Sokaktaki baba oğulu da sayfana.
Eline sağlık.

Adsız dedi ki...

Sevgili Sem,

Eline ve hayal gücüne sağlık. Kısacık yazıyla bile beni de yanına alıp oralara götürdün sanki.....
Ancak, hani TV deki yerli dizilerde, sonraki hafta da izlenmesini garantiye almak için en meraklı ve olmayacak yerde keserler ya.....Şimdi senin bu öykünün devamını getirmek için hayal gücünü biraz daha zorlaman gerekecek. Adam ve oğlunu bir daha bulamayacak mı?, Yoksa bulup yardım mı edecek, ya da bir tanıdığı vasıtası ile adama iş mi bulacak, veya hasta ise hastaneye yatmasına yardım mı edecek, aslında bu seçenekler seyrettiğim yerli dizilerin tesiri ile, benim şu anda aklıma gelenler. Senin daha güzel bir fikrin olacaktır mutlaka. Ama sonunu getir bence.
Sevgiler, Degree.

Vladimir dedi ki...

Ço güzel yazmışsın Sem. Son paragrafı merak ederek okudum. Şaşırtan bir son. Ama lütfen devamını yaz, meraklı bir blog insanıyım işte. merak ediyorum çaresiz. :)

Tabiat Ana dedi ki...

sevgili sem,
bir sonraki yayın günü hangi gün merakla bekliyorum devamını.
ayyy böylede bitirilmezki
sevgiler

Adsız dedi ki...

Sevgili Sem,

Bak, Tabiat Ana ile Vladimir de benim gibi düşünmüşler....

"Bülbülün çektiği dilinin belası" misali, bu öyküyü artık mutlu son ile mi, yoksa hüzünlü olarak mı bitirirsin orası sana ait, ama bir sonraki yazında mutlaka yazmanı, şu anda üçümüz, daha sonra da daha fazla Blog'çu isteyecektir mutlaka. Hadi göreyim seni, ya gözlerimizi yaşart, ya da yüreğimizde küçücük bir mutluluk çiçeği açsın. Her iki şık ta kabulümüz ama merak kötü....Merak şıkkını kabul etmek istemiyoruz değil mi Tabiat Ana ve Vladimir....
Herkese sevgiler, Degree.

sofi dedi ki...

Bende merak ediyorum! Kafamda olumlu olumsuz okadar çok şık belirdiki, ama senden dinlemek istiyorum.Sevgiler...

gülçin dedi ki...

ben yazını ilk dün gece okudum, "ay böyle mi biter" diye telefona sarıldım :)) bak yazmadım ama herkesler öyle düşünmüş, güzel güzel giderken, tam dalmışken usul usul, bitiverdi yahu :) devamını istememiz senin o güzel anlatımınla daha fazla şey dinlemek istediğimiz için semcim, yüreğine sağlık.

sevgiler.

Cemre dedi ki...

Helaal Semcim;
Her şeyin sonu olacak diye bir şey yok...Bazı şeyler merak edilince daha çekici geliyor insana, yoruma açık bir yazı olmuş...Ben olsaydım acaba gidip sorarmıydım diye düşünüyorum.Sanırım sorardım...
Yinede bu yazıya bir son bulmak san kalıyor Semcim...

hep dedi ki...

Bu blogdan iyi bir öykücü çıkar bence..Deee...Yahu ben hala Salacak'ta bekliyordum,şimdi bir de Beşiktaş'ta bunun devamını mı bekliycem:)
(Bu arada ofisteki bilgisayarımda windowsu güncellediğimden beri,senin blogda yorum yazma sayfası açılmıyor.Hata benim bilgisayarda mı,senin blogda mı anlamadım ama öteki bloglarda bir sorun yok???Bilemedim.)
Sevgiler

seçil dedi ki...

selam sem!
bence bu biraz daha uzaması gereken bir yazı:) içinde Kadıköy, yağmur, hüzünlü baba-oğul olması ayrıca etkileyen bu öykünü çok beğendim,öncekilerden daha farklı geldi bana.. kalemine kuvvet ne diyim :))
sevgiler :)

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

Cemre ye katiliyorum....hikayenin sonu ile degil de daha cok tereddutlere kapildigimiz anlar ile ilgili dusunmeme sebep oldu...birkac sevdigim yeni filmlerde de bu tarz bir yaklasim vardir...adimimizi geri atip baska yone dogru tekrarlasaydik ne olurdu?!...

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

Cemre ye katiliyorum....hikayenin sonu ile degil de daha cok tereddutlere kapildigimiz anlar ile ilgili dusunmeme sebep oldu...birkac sevdigim yeni filmlerde de bu tarz bir yaklasim vardir...adimimizi geri atip baska yone dogru tekrarlasaydik ne olurdu?!...

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

Run Lola Run da ki gibi mesela ;)

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

Bremen yolunda bir agustos bocugu de cok cimcime duruyo ;))

didi dedi ki...

biara maaşı gözden çıkardı gibi gelmişti bana:) benimki biraz fazla hayalperestlik sanıyorum. bende seninle bir başıma gelen gerçek bir hikayemi paylaşmak istiyordum günlerdir. bu öykünün üstüne gelmesi çok hoş oldu. ben de geçen haftalar da o yeni yağmuri kar soğuklarının yaşandığı bir akşamda ofiste tek idim. yetiştirmemiz gereken bir çeviri vardı. arkadaşıma destek atıyordum. ilerleyen saatlerde ofiste tatsız bir telefon görüşmesi yapmış ve apar topar, büyük bir keyifli hazırladığım çayımı yarıda bırakarak atmıştım kendimi sokağa. öfkeyle ancak en sevdiğim şey olan yağmurda yürüyerek söyleniyordum. otobüs durağına geldim, aklımdan olumsuz fikirler dolaşıp duruyordu. inanılmaz üzgündüm. derken, tepemde bir cisim belirdi. "alırmısınız lütfen" diye, tatlı bir sesle uyandım. ve uzaklarda iki insan kol kola girmiş bana gülümsüyordu. şemsiyelerini bana bırakıp ıslanmaya razı olan bu sempatik çift tüm öfkemi ve üzüntümü biranda silip süpürmüştü. tıpkı yağmur gibi. "ama dedim ben..,size nasıl geri vereceği..." ğim dememe fırsat bırakmadan "biz evimize geldik zaten" dediler. ve gittiler. o akşamı ve ekoseli yeşil şemsiyemi asla unutamayağım....:) .

öykülerin benim için lezzetli bir baharat yaşamımda....

sevgiler....

didi dedi ki...

yazım hataları için çok özür dilerim...: