17 Aralık 2007 Pazartesi

Umut Çarşısı

Yavaşlayan trenin fren yaparken raylar üzerinde çıkardığı gürültüyle birlikte kapılar açılmış, taşkın bir insan seli dışarıya akmış, onları karşılamaya gelenlere, hamallara, simit, su ve mendil satıcılarına karışmıştı. Trenden inen adam ve çocuk, yeni başlangıçların, kimi zaman da ayrılıkların mekanı olan gara şaşkınlıkla bakınıyordu. Ortalığa tam bir telaş hâkimdi. Karşılamalar, sarılmalar bitmiş, kimse artık orada bir saniye daha geçirmek istemiyordu. Bir an önce kendilerini götürecek vapurlara, taksilere yetişebilmek için koşturuyorlardı. Hoparlörden gelen sesler sanki gelen ve kalkacak trenleri değil, ayrılıkları ve kavuşmaları haber veriyor, tren ve vapur düdükleri birbirine karışıyordu.

Adam bu kadar şaşırmasının nedenini anlayamıyordu. Oysa, kahramanın, bavuluyla trenden inip, o meşhur merdivenlerden denize baktığı, sonra vapura bindiği film sahnelerini defalarca görmüştü. “Bazı şeyler yaşanmadan anlaşılmıyormuş demek ki.” diye düşündü. Kendisi gibi şaşkın bakışlarla etrafını görmeye çalışan oğluna baktı. Ona olan sorumluluğu, kendini çabuk toparlamasına neden oldu. Bavulunu yere koyup, yüz yüze gelmek için çömeldi. Elini sıkıca tutup, “Bak oğlum, burası bizim oralara benzemez. Benden ayrılmak yok, elimi sakın bırakma.” diye onu tembihledi. Ondan ayrılmayı aklından bile geçirecek durumda olmayan çocuk, ağzını açıp bir şey diyemedi. Sadece “Olur” dercesine başını salladı.

Kadıköy’de bir lokantada çalışan akrabalarına gitmek üzere vapura bindiler. Adam çocuğa padişahların yaşadığı sarayı parmağıyla işaret ederek gösterdi. Mendireklerin ne işe yaradığını anlattı. Çocuk, sahilde gördüğü kocaman sarı balonu gösterdiğinde ise ne diyeceğini bilemedi. Daha başlamadan bitmiş gibi gelen, onları uçarak takip eden gürültücü martılar eşliğinde yapılan kısa yolculuk, çocuk gibi kendisini de çok heyecanlandırmıştı. Hiç inmek istemedi vapurdan.

Ellerindeki adres sayesinde lokantayı kolayca buldular. İçeriye girdiklerinde yüzlerine çarpan ılık hava ve yemek kokusunun verdiği saadet, akrabalarının birkaç gündür işe gelmemiş olduğunu öğrenmeleriyle bıçak gibi kesildi. Onların çaresiz bakışları üzerine lokanta sahibi, telefonla bir yerleri aradı ama sonuç olumsuzdu. Kendilerini bir anda, oracıkta yalnız ve sahipsiz hissettiler. Ceplerinde fazla paraları olmamasına rağmen lokantacının tarif ettiği oteli bulup, şehirdeki ilk gecelerini orada geçirdiler. Ertesi gün de lokantacı aynı şeyi söyleyince, bir kez daha karamsarlığa büründüler. Bu kez garsonlardan biri akrabalarının, postanenin sokağındaki giyim mağazasında çalışan bir kızla ara sıra buluştuğunu, belki onun yardımcı olabileceğini söyledi.

Mağazadaki kızı bulduklarında gerçeği öğrendiler. Uzun süredir asker kaçağı olan akrabaları, sonunda yakalanmış ve hemen görev yerine gönderilmişti. Bir gel git daha yaşadı adam ve oğlu. Onların üzerine çöken umutsuzluğu fark eden kız, üzülmemelerini, kendisinin de aynı semtte oturduğunu, iş çıkışında birlikte gidebileceklerini söyledi. Babanın yüzüne yayılan mutluluk az bir ara ile çocuğun yüzene de yerleşti.

Bunun üzerine yağan yağmura aldırmayan ikili merak ettikleri çarşıyı keşfe çıktı. Bu kadar meyve sebze çeşidini, baharatçıyı, kebapçıyı, kuruyemişçiyi, tatlıcıyı bir arada görmemişlerdi. Pet dükkânında ki ufacık yeşil kaplumbağalara, gözleri yeni açılmış köpek yavrularına, garip sesler çıkaran papağanlara baktılar. Başlarını sokacak bir yerleri olduğunda, çocuk bu küçük kaplumbağalardan birkaç tane almayı düşledi. Balıkçıda gördükleri kaz çocuğun beyaz boynuna dokunmasına izin vermedi ama babayı umutlandırdı. Bu kalabalık şehirde kaza bile bir yer varsa, onlar için de pekala olabilirdi. Dikkatle pazardaki esnafı inceleyen baba, yapabileceği işleri kafasında kurmaya başlamıştı bile.

Kızın söylediği saate yakın, çalıştığı yerin karşısındaki boş bir dükkânın kepengi önünde beklemeye başladılar. İş çıkışı alışverişini yapan, evlerine giden insanların onların varlığından haberi yok gibiydi. Mağazadaki kız onlara çay getirdi. İçlerini ısıtan çayı yudumlarken, yeni hayatlarına dair düşüncelere daldılar. Aslında ikisi de kendilerini bekleyen zor günlerin farkındaydı ama bu şehrin onlara da sahip çıkacağına dair umutları vardı.

Zamansız kaybettiği eşini düşündü adam. Oğluyla daha konuşmamıştı ama ilk fırsatta gidip ona bir mevlit okutturacak, mezarını yaptıracaklardı.

17 yorum:

degree dedi ki...

Sevgili Sem,

Öykünün devamını öyle güzel bağlamışsın ki, öyle de güzel ortaya koymuşsun ki, tebrik ederim demek çok az şey söylemek olur bence. Ama kendini çok kötü ele verdin tabii. Başta ben olmak üzere, bütün blog'çular, bunun da devamını, bunun devamının da devamını, onun da devamını isteyeceğiz haberin olsun.:)))
Tekrar tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum.
Sevgiler,
Degree.

ulku dedi ki...

Sevgili Sem,
Degree'nin dediğine bakılırsa, bir dizi senaryosu usuldan usuldan yazılmaya başlanmış bile. Ne dersin?
Başarılar

seçil dedi ki...

müthiş bir romanın girişi gibi geldi bana :)
istanbul'a ilk geliş öyküsü,tanıdık tabi.ama sizin tarzınızla,doğduğum,sevdiğim kadıköyüm'de geçmesiyle, duygusal havası ve baba-oğulun yaşadığı hayal kırıklıklarıyla çok hoş bir öykü olmuş...
sevgiler :)

Ori dedi ki...

Sem,
doğrusu bir devam yazısı beklemiyordum. Bana bu şehre geldiğim ilk günü anımsattın. Gerçekten aynı anlattığın gibi vapura doğru yol aldım. Her şeyin ilki unutulmaz derler ya, bende o günü hala çok iyi anımsarım.
Vapurdan indikten sonra Aksaray'da gördüğüm afişi takip etmiş, Kocamustafapaşa'da Selvi Boylum Al Yazmalım ve Maden filmlerini izlemiştim. Sonrası...
Bunu bir gün yazacağım ama!
Eline sağlık.

gülçin dedi ki...

haha, sürpriz diye buna derim işte:) sabah çayımın yanında gevrek simit tadındaydı öykün. pek güzel olmuş, eline sağlık.. hadi şimdi de kızın ağzından yaz devamını..

sevgiler

sofi dedi ki...

Sem, beni en çok etkiliyen umut sözcüğü oldu, yaşama bağlayan, yaşama sevinci ve şevkini veren sözcük, İstanbul bağrına bassın istedim onları, şans tanısın, başarsınlar.Onlarla Haydarpaşa'da indim, denize baktım, Kadıköy'ü dolaştım.Eline, diline, yüreğine sağlık...

Vladimir dedi ki...

Devamını beklediğim öykünün başlangıcını okumak çok güzel bir sürpriz oldu. Bu geriye dönüş çok ustaca olmuş, ve ir önceki öyküyle çok güzel bağlanmış, eline sağlık.

NURIZY dedi ki...

Bir romanın başlangıcındaymışım hissine kapılmamak elde değil bu konuyu düşün derim. Ayrıca uzun yıllar hergün iş dönüşü geçtiğim çarşı bu çarşı mı; yoksa ben bostancıya taşındıktan sonra bana bu kadar nostaljik gelmesinde senin anlatımın mı bu kadar etkili oldu bilemedim.İçimden bu akşam Kadıköy'e gitmek geldi. Hem de bu hasta halimle.

gz dedi ki...

Sevgili Sem,

Tebrikler. Tek bir öyküden dizi senaryosuna doğru hızlı bir gidişat! Ellerine sağlık, umut ve umutsuzluğu çok iyi bir şekilde ifade etmişsin. Yalnız ikinci öyküyü bağlama kurgusunda daha dikkatli yazabilirdin. Aceleye geldiğinden kaynaklandığını düşünmekteyim. Öykülerin devamını bekliyoruz (aceleye gelmeden)

Cemre dedi ki...

Bu öyküyü o baba ve oğluna bağlıyacağını hiç düşünmemiştim semcim.Gerçekten çok güzel olmuş.Çok benim hikayeme benzemesede ben kendimi gördüm biraz bu öyküde:)Senaryo teklifleri yolda gibi geliyor bana,çok merak ediyorum acaba bu baba ve oğul bu yazıyı okusa ne düşünürlerdi:)

Tabiat Ana dedi ki...

sevgili sem,
yaşasın yeni bölüm çıkmış:))
ellerine sağlık çok güzel gidiyor:))

Banu dedi ki...

Sem cim hikayeni hayatin gercegi ile cok guzel sarmalamissin...sinirsiz bir bakisa dogru yoldalar sanirim bu oykuler ;)

hep dedi ki...

Sevgili Sem,harikasın.Yazının geneli çok güzel,bunun yanı sıra bazı cümlelerin gerçekten çok etkileyici,mesela şu insanların tren garını bir an önce terketme arzusu,babanın çocuğuna duyduğu sorumlulukla ayması,çocuğun babasının yanından ayrılmayı zaten düşünemiyor bile olması gibi..Çok hoş noktalar yakalamışsın kutlarım.Keşke bir de şu "pet" kelimesinin yerine,Türkçe bir kelime buluverseydin,tadından yenmeyecekti valla.Devam.
(Ha bu arada,bende kesin bunama başlamış yahu,bu öyküyü okurken ne farkettim bak, benim önceki öykünün devamını niye Beşiktaşta bekliyor olduğumu çözen varsa beri gelsin ya:)))
Sevgiler.

gülçin dedi ki...

sevgili sem,
korka korka, artık yenisini bekliyoruz diyorum. ne yapalım, bizi sen alıştırdın :))

bu arada mimlendiniz, lütfen sayfama bakınız.

sevgiler

Fuzuli dedi ki...

Doğrusu devam yazısı beklemiyordum. Kadıköyde Bir Akşam Vakti adlı yazında ilçenin sokaklarına tanık olmuştuk. Şimdi iki insana odaklandık. Onların duygularına dokunduk sayende. Onların ve senin umutları yeni yılda gerçek olsun.

Adsız dedi ki...

Cengiz dediki,
valla bu şehirde kazada yer olduğu gibi birçok çeşitli hayvanlarada yer bulunmuştur, halada bu sevimli ve sevimsiz hayvanlarla iç içe güzel bazen vahşice yaşıyoruz, istanbul burası,,,

yazınız çok güzel di yine,
bu arada kaza ne oldu, umarım iyi birisi evlat edinmiştir onu,
yazılarınızda başarılar,,

Adsız dedi ki...

Cengiz dediki,
valla bu şehirde kazada yer olduğu gibi birçok çeşitli hayvanlarada yer bulunmuştur, halada bu sevimli ve sevimsiz hayvanlarla iç içe güzel bazen vahşice yaşıyoruz, istanbul burası,,,

yazınız çok güzel di yine,
bu arada kaza ne oldu, umarım iyi birisi evlat edinmiştir onu,
yazılarınızda başarılar,,