24 Mayıs 2007 Perşembe

BEKLE BENİ İSTANBUL

Hiç düşünmeden kendimi sınava yazdırıyorum. Bir büyü altındayım sanki. Yazgım olan bir şeyi yaparcasına formları doldurup teslim ediyorum sınıf hocamıza. Kimseden izin almak aklıma bile gelmiyor. Sınav için özel bir hazırlık da yapmıyorum, yap diyen kimse de olmuyor.

Sınav öncesi annem beni Sinop'a götürüyor. Büyük şehre gelmenin heyecanı ile yürüyorum sokaklarda. Tüm görüntüleri kare kare kaydediyorum hafızama. Garajda indiğimiz yer yarımadanın en ince noktası. Yolun iki tarafı deniz. Karşımda Sabahattin Ali'nin “Aldırma Gönül"ünü yazdığı Sinop Cezaevi'nin kalın duvarları. Duvara vuran dalga seslerini duyar gibi oluyorum. Uzaklarda burnun ucundaki yüksek ağaçlıklı arazide birkaç büyük yapı dikkatimi çekiyor. Annem oranın radar olduğunu Amerika'lılara ait olduğunu söylüyor. Dediğinden hiç bir şey anlamıyorum ama ordaki Amerika'lıları da hayal etmeden duramıyorum. Daha sonra onun Elektormanyetik İzleme Merkezi olduğunu, soğuk savaş döneminde Sovyetler'i dinlemek için kurulduğunu öğreniyorum.

Kim bilir bir daha ne zaman gelirim bu şehre diye düşünmedenedemiyorum. Bundan önce çok küçükken babamla gelmiştik. Tatlıcı Hasan'ın bana verdiği içi şeker dolu küçük sepeti hatırlıyorum. Annemin de hafızasında yer etmiş ki, oradan geçerken hatırlatıyor bana. İçeri girip merhaba diyoruz, yine bir sürü pembe, beyaz şekerlerim oluyor, ama bu sefer şekerden yapılmış bir sepet içinde değil. Nede olsa büyük bir kız olmuştum artık.

Ertesi gün sınava giriyorum. Oradaki en büyük heyecanım olan şekerlerimle dönüyorum kasabama. Sonra da sınava dair ne varsa unutuyorum.

Sınavı yapanlar beni unutmuyor. Bir kaç ay sonra Sinop Öğretmen Okulu'nun yatılı bölümünü kazandığım haberi geliyor. Bu sefer amcamla gidiyoruz. Beni okula kaydetip, yatakhaneye yerleştirdikten sonra amcam dönüyor kasabamıza. İşte o zaman kavrıyorum ne yaptığımı. Her fırsatta ağlayan bir öğrenci modeline dönüşüyorum. Sınıfta, yatakhanede, yemekte, bahçede, olabileceğimiz her mekan da yaşlar sicim gibi akıyor gözlerimden.

Bir hafta geçiyor ağlamakla. Beni ve kasabamdan arkadaşım Ayşe'yi müdür odasına çağırıyorlar haftanın sonunda. Biz aslında başka bir okulu da kazanmışız ama sonuçlar yeni gelmiş. İstersek o okula da gidebilirmişiz. Hiç düşünmeden eveti basıyorum. Yeni okulun nerede olduğu umurumda değil. Oraya gitmeden önce eve gitmek var işin içinde. Annemi, babamı, kardeşimi tekrar göreceğimi düşünüyorum ve sadece buna odaklanıyorum.

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra bizimkilere tekrar kavuşmanın mutluluğuna erişiyorum. Durum anlaşılıyor ki biz İstanbul'da yatılı bir kız lisesini kazanmışız. Bu sefer de İstanbul hazırlıklarımız başlıyor ve sonunda amcam, Ayşe ve babası çıkıyoruz İstanbul yoluna.

İşte bu yolculuk beni heyecanlandırıyor. Otobüse bindiğimizde tek düşündüğüm şey hep şanslı başkalarının gittiği o büyülü şehrin kucaklarını açıp beni beklediği oluyor.

13 yorum:

Ori dedi ki...

Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş. Sabahattin Ali'nin Aldırma Gönül'ü yazma nedeni, anlattığın, yaşadığın şehirmiş. Ne kadar sitemkar ve yalnız.
Bak gider gitmez sanada bulaşmış yalnızlığın havası, şahlanmış hasretinle bir hafta kalabilmişsin. Ahh o'da, onlar'da kısa süreli konukları olsalardı ya bu şehrin. Tatlıca Hasan'ın şekerlerini yeseydiler.
Şimdilik bu kadar.. yine yazacağım.

zibirix dedi ki...

yahu bir saniye, ben bu yazıyı nereden anımsıyorum? Yaw Sem, eski yazılarını mı yutturuyorsun yine?

Gözlemeci Mahmut Usta dedi ki...

Sem hanım pek değerli gözlemleriniz yine muhteşem olmuş elleriniz dert yüreğiniz acı görmesin
bir gün bizede gözleme yemeye bekleriz gözleme yer gözlersiniz.

zibirix dedi ki...

ahahah, süperrr, bir de gözlemeci ustan olmuş?!

Aslında Sem kendisi yapardı o gözlem(e)leri, sen zahmet etmeseydin Mahmut usta, ama davet ettin, yüzsüzce sorayım madem: tükkan neredeyse biz de gelsek?
:)))

cengiz dedi ki...

sinopa karadeniz turuna çıktığımızda uğramıştık kalmadık sadece geçerken uğradık kalenin etrafında biraz gezdik güzel bir şehirdi ama tabiki yaşamayınca bilmek zor,
yazılarınzda genellikle hep istanbul var sanırım siz istanbulu çok seviyorsunuz.
gerçi istanbul sevilmeyecek bir şehir değil bende çok severim ama her güzelin bir kusuru olduğu gibi onunda inanılmaz kusurları var biraz da kaprisli bir şehir ama bu kaprise ve kusurlara rağmen bencede inanılmaz güzeh bir şehir tabiki bu güzellikleri yaşama fırsatını bulanlara,
iyi çalışmalar.,

turuncu dedi ki...

devam ediyor olmana çok sevindim :)

abidin dedi ki...

Sem once Londra sonra tekrar Istanbul'da bitecek yolclulugunun baslangicini ogrenmis olduk. Eminim Istanbul'da aglamalarin son bulmus, sinifin da okulun hababam sinifi olmustur:))) eh bizi bu konuda aydinlatirsin artik:))

cemre dedi ki...

Sinop'a gittiğimde nedense benimde içimi bir hüzün kaplardı...Yazından çok etkilendim.Küçükken banada şekerlerimi hep sen alırdım unutmadım:)

Ori dedi ki...

Yine yazacağım demistim ama yazmak için senin İstanbul yolculuğunu bekliyorum. Neden yazmıyorsun Sem? Bu şehire gelirken neler hissettiğini, neler gördüğünü merakla bekliyorum. Tabi yatılı okulun hakkında da yazacağını düşünüyorum.
Yanılmıyorum değil mi?

memur dedi ki...

Yazini okudum ve kendimce bir arastirma yaptim. Su senin gozyaslari doktugun sehir ne kadar guzel, gezilesi bir yer oyle ilk firsatta nukluer santraldan hemen once gidip gormem lazim.

Adsız dedi ki...

Sem cim cok guzel ve dokunakli bir yolculugun hikayesine baslangic yaptik sayende :) devamini sabirsizlikla bekliyorum, sevgilerimle xxx Banu

Banu dedi ki...

Sem cim haftanin fotosu gene super :) ne o yeni bir dizi mi cikti yoksam, olumune gangayik deyun :)

memur dedi ki...

Sem hanim, bir yazi yazip kayboluyorsun. Hem de arkasini yazman gerekirken. Daha oncede Rodi maceranla ilgili yazinda boyle yapmissin.